14 Aralık 2019, Cumartesi

Son Dakika Haberleri Türkiye'nin Haber Sitesinde

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NE DAİR

İstanbul Sözleşmesi 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açılan, TBMM tarafından 14 Mart 2012’de kabul edilen, 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe koyulan uluslararası bir sözleşmedir.

Kısa adı İstanbul Sözleşmesi olan metnin uzun ismi, “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi’dir. 46 ülke tarafından imzalanan sözleşmeye imzaya açıldığı 2011 yılında ilk imzayı atanlardan olduk ve onayladık. Bu sözleşme kadına yönelik şiddetin, ev içi şiddetin önüne geçmek, şiddet mağdurlarının korunması, suçların önlenmesi için, cezalandırmaları, işbirliklerini içeren etkin bir sözleşme. İnsan hakları temelli olması ve hukuki bağlayıcı maddeleri olan uluslararası belge niteliği taşıması sözleşmenin en dikkat çekici özelliklerinden.

Sözleşmenin hedefi kadına karşı şiddetin olmadığı bir Avrupa’dır. Küresel hukuki bir yapılanma olan bu sözleşme 2011 itibariyle ülkemizde kendine yer bulmuş ve ses getirmiştir. Benim bu konuya şimdi değinmemin sebebi geçtiğimiz günlerde haber olan ve genel itibariyle “Aile” kavramını korumaya yönelik sözleşmeye Türk aile kavramının temelini sarsabilecek LGBT’nin de eklenmesidir. Zaten popüler kültür ile aile içi değerlerin çökertildiği bir toplumuz. Esefle belirtmek isterim ki günden güne de kötüye gidiyoruz. LGBT’nin haklarının korunmasının bu sözleşmeye dahil edilmesi gelecek adına beni daha derin endişelere sürükledi.

İnsan haklarını temel alıyoruz ama insanların yaşadığı problemi temelinden çözmek yerine üstünü kapatıcı çalışmalar ile yetiniyoruz. Kaş yaparken göz çıkarmak da diyebiliriz.

Genetik bir hastalık mı yoksa sapkın eğilim mi olduğunu çözmeden bu insanları aile kavramı içinde eritmek aileyi korur mu zarara mı sokar emin olamadım. Yanlışı normalleştirmek uzun zamandır bizde var olan bir acizlik. Hiç de normal olmayan, insan fıtratına, kadın ve erkek fıtratına uymayan ilişkilerin onaylanması bizi “ilerici” yapmaz bilakis geriletir ta ki Lūt kavmine kadar.  O kavmin sonu da malumunuz…

Cinsiyetlerin korunmasını, cinsiyetin fıtratına uygun olarak yapmak gerekir. Yanlış eğilimler ister sapkınlık olsun ister genetik bir rahatsızlık ne olduğu belirlenip bir tedavisine bakılmalıdır.

Kanunlarımız ne yazık ki cezalandırmak üzerine ama asıl çözüm; suç oluşturacak davranışı önlemek değil midir ?

Yazarın Diğer Yazıları

Makale Yorumları

  • 089..

    089.. 12.12.2019 17:48

    Cok yerinde bi yazı olmuş

Yorum Yazın

CAPTCHA security code
Yorum Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yukarı çık